Hukuk Devleti Veya Hukukun Üstünlüğü...

Kara Avrupa’sına mensup hukuk sistemlerinde ‘hukuk devletine’ karşılık olarak Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde terim olarak ‘hukukun üstünlüğü’ kavramı kullanılır. Hukuk devletinin veya hukukun üstünlüğünün olmadığı herhangi bir sistemde hukuk güvenliğinden bahsetmek mümkün değildir. Hukuk devletinin yegâne amacı ‘adalet ve hukuk güvenliğini’sağlamaktır. Demokratik hukuk sistemleri yaptıkları mevzuat düzenlemelerinde sürekli olarak buna atıf yapmaktadırlar. Gerçekten de hukuk güvenliğinin sağlanamadığı bir sistemde adaleti sağlamanız nasıl olacaktır?

Hukuk devletinin olmazsa olmazı elbette ki ‘hukuk güvenliği’ve ‘adaletin’sağlanmasıdır. Hukuk devletinin varlığının sebebi de budur zaten. Yarınlarından emin olamayan ‘bireylerin’hayatta ne başarılı olması ne de mutlu olması beklenebilir.

Peki hukuk güvenliği bir hukuk sisteminde nasıl sağlanacaktır? Esasında bunun cevabı çok basittir:

Ayrımcılık’ yapmamak. Fakat bunu uygulamada gerçekleştirmek çok zor olmaktadır. Çünkü, iktidara talip olan her oluşum veya siyasi hareket hep bu söylemle yola çıkmaktadır. Fakat her ne hikmetse daha sonra bu söylem unutulmaktadır veya dumura uğramaktadır.

Hukuk güvenliğinin sağlanmasının temel noktalarından birisi hukuki uygulamalarda ve idari işlemlerde aynı durumda bulunan kişilere aynı kuralın uygulanmasıdır. Hukuk güvenliği idarenin yaptığı işlemleri ve eylemleri zaman geçirmeden ve süratle yerine getirmesiyle de ilintilidir. Yoksa meşhur tabirle ‘geciken adalet, adalet değildir’. İdarenin üç gün içinde gerçekleştirebileceği bir uygulamayı iki aylık bir süreye yayması buna en güzel örneklerden birini teşkil eder. Mevcut demokratik ülke uygulamalarına baktığımızda günümüzde beş iş günü içinde idare uygulamalarını yerine getirmektedir. Yoğunluk olan alanlarda bu süre bazen on güne kadar çıkabilmektedir. Hukuk güvenliğinin olmadığı bir sistemin hukuk devleti olamayacağı apaçık ortadadır.

Hukukun üstünlüğüne inanan hukuk uygulamacılarının olduğu bir sistem her zaman hukuk güvenliğini sağlayabilir. Hukuk uygulamacıları ‘mevzuatı’ yani hukuk kurallarını, aynı durumda olan herkese aynı şekilde uygulamakla mükelleftirler. Bu da kimseye karşı ayrımcılık yapmamayı gerektirir. Bir sistem ayrımcılığı engellediği ölçüde hukuk güvenliğini ve adaleti sağlayabilir.

Yerleşik olarak kabul görmüş demokratik hukuk devletleri yaklaşık olarak bugünün dünyasında (167 devlet içinde) 20 civarındadır. Esasında, bu sayı dünyadaki devletlerin % 15’ine tekabül eder. Bu da şunu göstermektedir; günümüzde her ne kadar hemen hemen her devlet kendisinin hukuk devleti olduğunu iddia etse de bunu gerçekleştirmenin o kadar da kolay olmadığı aşikârdır.

Adaletin olmadığı yerde hukuk güvenliğinin sağlanamayacağı, hukuk güvenliğinin sağlanamadığı bir yerde de hukukun üstünlüğüne dayalı bir hukuk devletinin olamayacağı çok açık ve nettir.

av. yılmaz geniş‘Hukuk Bürosu’ olarak, tüm ekip arkadaşlarım ve çözüm ortaklarımız ile birlikte adaletin ve hukuk güvenliğinin olduğu bir toplumda yaşamak için bu topraklarda hukuk güvenliğinin olduğuna/olacağına inanarak, meselelerinizi kendi meselemiz olarak ele alıp, en titiz bir şekilde ilgileneceğimiz sözüyle çalışmaktayız.

TOP